Tam 25 oldu. 25 yıldır bildikleri yoldan sapmadan, sayısız engelleri aşarak müziklerini icra ettiler… Tam 25 oldu. 25 yıldır bildikleri yoldan sapmadan, sayısız engelleri aşarak müziklerini icra ettiler… En çok yasaklanan grup diye adlandırıldılar… Tüm bunlara rağmen konser salonları dolup taştı. 1985’te Sıyrılıp Gelen’le başlayan müzik serüvenlerine; Cemo’dan Haziran’da Ölmek Zor’a, Boran Fırtınası’na kadar hafızalara kazınan albümlerle devam ettiler. Onlar Grup Yorum olmanın bedelini ise fazlasıyla ödedi: Üyeleri tutuklandı, sürgüne yollandı… Ama 25 yıllık Grup Yorum geleneği tükenmedi. İşte bu 25 yıllık süreci dev bir konserle kutlayacaklar. Yıllardır yaptıkları Harbiye konserini İnönü stadyumu’na taşıyorlar. 60 kişilik kadrosuyla şef Orhan Şallıel yönetimindeki “İstanbul Syhmphonic Project” isimli senfoni orkestrası da eşlik edecek onlara konser boyunca... Ve bugüne kadar Yorum’un albümlerine sesleriyle, şiirleriyle, üretimleriyle katılan sanatçı dostları da olacak o gün orada.
12 Haziran Cumartesi günü saat 20.00’de, Beşiktaş İnönü Stadyumu’nda tarihi bir gün yaşanacak. Büyük bir kolektivizmin ürünü olan şarkılarını, marşlarını, türkülerini söyleyecekler dinleyicileriyle birlikte hep bir ağızdan. Ruhi Su’dan Nâzım Hikmet’e, Pablo Neruda’dan Victor Jara’ya tüm düşlerini dinleyicileriyle paylaşmaya hazırlanıyorlar… Bu vesileyle Grup Yorum’un kapısını çaldık. Dünden bugüne, Yorum’un 25 yıllık serüvenini konuştuk.
Stadyumun önemi nedir sizin için? Neden bir stadyum konseri düşünüldü?
Büyük kitlelere ulaşabileceğimiz tek başına bir Yorum konseri hep hayalimizdi. Bizim 25. yılımız, bu yılımızı da çok büyük bir şölenle kutlamak istedik. Bu nedenle her yıl Harbiye’de yaptığımız konserler daha geniş katılımlı konsere ihtiyaç hissettirdi. İstanbul’da bu tip mekanların sayısı çok az… Stat için girişim yapınca hedefi büyüttük ve şu aşamada da iyi bir hava var. Öyle ki sadece İstanbul değil, yurtiçi ve yurtdışından gelenler de olacak.
Grup Yorum 25. yılını kutlayacak, bu aşamada da Yorum üzerindeki baskılar 25 yılda nasıl bir değişim yaşadı?
Yorum çok büyük sıkıntılar çekti. Mesela İhsan Cibelik yurtdışında, Türkiye’ye giremiyor. 8 yıl yatmıştı daha öncesinde de. Muharrem Trabzon hapishanesi’nde... Dönem dönem de olsa hâlâ yaşıyoruz baskıları. Bugün değişti mi derseniz, baskının biçimleri değişti. Daha öncesinden direkt gözaltı işkence olurdu, ‘90’lı yıllarda oluyordu, kontrgerillanın, JİTEM’in de daha aktif olduğu dönemler… Böyle bir dönemde de Grup Yorum payına düşeni aldı. Çünkü muhalifti, radikaldi, söylemlerinin arkasında duruyordu, bedel ödemekten kaçmıyordu vs… Şimdi baktığımızda ne değişti? Birtakım açılımlarla, açıklamalarla göstermelik politikalarla… Bu da şunu gösteriyor, Amerika’yla, emperyalizmle masaya oturup kararlar alındığı çok açık. Bu da hükümetin politikalarına yansıyor. Görünürde de olsa birtakım şeyleri çözmek zorunda. Artık işkence yok, insanlar daha özgürce yaşayacak, Kürtçe serbestçe konuşulacak vs. vs… Bunlar görüntü ama başka bir gerçek daha var; Engin Ceber hapishanede katledildi. Bugün bakın, İsrail öldürdü katletti, yardım gemilerine ağır silahlarla baskın uyguladı, insanları öldürdü. Ama bugün Türkiye ona bir tepki gösteremiyor. Ciddi tavır alamıyor. Zirvelerde ‘one minute’ demesini biliyor, insanların karşısında konuşma yaparken ahkam kesmesini biliyor… O halde bütün ikili ilişkilerini kes; silah, tank anlaşmalarını kes. Emperyalizm ve emperyalizmin tekelleriyle koyun koyuna yaşıyor. Bu nedenle böyle bir politikadan ne beklenir, bunu görmek gerek.
Nitelik olarak değişen bir şey yok aslında…
Bugün özünde emperyalizmin ya da baskıcı devlet anlayışının değiştiğini söyleyemeyiz… Bugün hâlâ tutuklanıyoruz. Konserlerimiz engelleniyor. Direkt yasaklanmıyor ama bir şekilde engelleniyor. Konser düzenleyen arkadaşları tutukluyorlar. Trabzon’da konser yapılacak salonunun sahibi tehdit ediliyor, ikinci konser salonunu tutuyorlar orada da aynı şey yaşanıyor. En son 5. salonun sahibi de tehdit edilince o da vazgeçiyor ve biz Trabzon’da sırf bu yüzden (belirlenen konser tarihi de geldiği için) konser yapamadık. Görüntüde değişiklik oldu, iyileşme oldu diyemeyiz zaten. Bunu diyenler anlattıklarımızı da açıklasın.
Değişim ve dönüşüm dedik ama değişmeyen bazı şeyler elbette var. Örneğin madenciler. Sizin 1991 yılında yaptığınız Madenciden şarkısı bugün hayatını kaybeden madenciler için de söyleniyor. Bu da açık bir örnek aslında…
O şarkı ‘Yürek Çağrısı’ albümünde 1991 yılında yapılmıştı. ‘91 yılında Zonguldak direnişi gerçekleştiğinde Yorumcular oraya gidip bir ay boyunca direnişe katılıyorlar. O yürüyüşlerde yer alıyorlar ve onların duygularını böyle bir beste ile yansıtmaya çalışıyorlar. Ama bugün dediğiniz gibi hâlâ devam ediyor, bu bestelerin içeriği geçerliliğini koruyorsa bu ülkede gerçek bir değişim söz konusu değilmiş.
Grup Yorum’un tarihsel sürecine bakarsak, 25 yıl dile kolay demek geliyor… Bir genç kuşak sizinle birlikte büyüdü, değişen oldu, dönüşen oldu. Kendimizi yeniliyoruz diyorsunuz, Yorum olarak kalmanın sırrı nedir?
25 yıl aynı muhalif, devrimci çizgiyi sürdürmek kolay değil elbette. Ama özel bir sır arıyorsanız öyle bir şey yok. Kökleri yüzlerce yıl öncesine dayanan halk müziğini temel alarak yola çıkmıştık. Anadolu’daki bu zengin mirası bugünün türküleriyle harmanlamak istemiştik. Bugünün türkülerini yaparken ağıtlardan koçaklamalara, horonlardan zeybeklere kadar Latin Amerika’nın devrimci müzik dalgası olan “yeni şarkı” hareketine kadar, başka kültürlerin esintilerine kadar müziğimizi besleyecek kaynaklardan faydalanmaya çalıştık.
Yola çıkarken, biz ezilenlerin türkülerini yapacağız demiştik. Horlananların, yoksulların, emekçilerin, konduluların, işçilerin, işsizlerin ve ezilen tüm halkların tarafındayız demiştik...
Ülkemizde yoksulluk giderek artıyor, gecekondu yıkımı tehditleri savrulmaya devam ediyor, işsizlerin sayısı her geçen gün artıyor… Dolayısıyla yola çıkarken var olan ekonomik sosyal koşulların hiçbiri değişmedi.
Tek başına nedenlerin değişmemesi belirleyici olmayabilir. Nitekim, aynı ideallerle yola çıkıp yolundan sapanlar olmadı değil. Yorum’un yolundan sapmadan yürümesini sağlayan en önemli şey, örgütlü sanatçılık misyonunu sürdürmeye çalışmasıdır diyebiliriz.
25 yıl oldu ama Grup Yorum’u besleyen tarihsel olaylar da oldu… Sanıyorum sadece ‘80 sonrası değil ‘80 öncesinin de politik etkisiyle yazdınız/söylediniz… Bu süreç bu 25 yılınıza nasıl yansıdı?
“Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan” diyen Pir Sultanlardan, Kaygusuz Abdallardan başlar; Yunus Emre’den başlar, dağları inleten Dadaloğlu’dan, Köroğlundan başlar. Mustafa Suphilerden, Nâzım Hikmetlerden başlar bu süreç.
‘50’lerin başından itibaren batı müziği ile halk müziğini ustalıkla harmanlayan Ruhi Su’dan başlar bu süreç. Halk müziğine kattığı çok sesli yorumu ve politik birikimiyle bilinçli bir çaba sonucu politik müziğin gelişmesinde çok büyük emekleri vardır. Ardından Aşık İhsani, Aşık Ali İzzet Özkan, Mahsuni Şerif ve adını sayamadığımız ozanlar aşıklar politik yorumlarıyla devrimci gecelere ruhlarını katmışlardı. ‘60’lı yıllarda gelişmeye başlayan politik mücadele birçok devrimci gençlik örgütünün ortaya çıkmasına yol açmıştı.
Dolayısıyla Yorum, tarzını şekillendirirken sadece belli bir tarihsel kesitle sınırlamamıştır. Üretilen eserleri yüzlerce yıllık köklerinden koparmadan ele almak lazım. Bayrağı ustalardan devraldık, taşımaya çalışıyoruz, politik müzik geleneğine yeni halkalar eklemeye çalışıyoruz.
Bu 25 yıllık süreçte Grup Yorum’u en çok yaralayan olaylar nelerdi desem?..
Bu halk çok büyük acılar yaşadı. Hangi acı daha çok yaraladı demek ne kadar doğru olur?.. En değerli evlatlarını birer birer toprağa vermek mi daha acı, yılanların, çıyanların hançerini sırtında hissetmek mi? Dün aynı tasa kaşık salladığın yoldaşın, gün gün ölüm orucunda erirken çektiğin ah mı daha acı; yeryüzünü ısıtmak için yıllar boyu kazma sallayan maden işçilerinin göçük altında kalması mı?..
Bu ülkede o kadar çok şey var ki “ah ulan!..” dedirten...
Biliyorsunuz ki, müzik yapmanın dışında bir iş sizinki… Çünkü insanlar haklarını ararken sizleri de yanında görmek istiyor. Bu sizin için müzik yapmanızın önünde mi?
Bizim için illa ki ürettiğimiz ürünler değerli ve önemli. Böyle bir kıyaslama gereksiz olur diye düşünüyoruz. Çünkü yaptığımız besteler de yine halkın, ezilenlerin mücadelesine hizmet ediyor. Bu da bir mücadeledir. Fakat bunun yanında bir kenarda durup izleyip, “sanat yapıyorum” da demiyoruz. Evet, mücadelenin tam ortasındayız da. Grevlerde, boykotlarda, anti emperyalist eylemlerde, hak alma mücadelelerinde varız. Yani ikisi de birbirinden kopmaz bütünlüktedir bizim için.
12 Haziran’da İnönü Stadyumu’nda vereceğiniz 25. yıl konserinizde neler var? Nasıl bir konser olacak?
25. yılımızı 12 Haziran Cumartesi akşamı, halkımızla birlikte kutlayacağız. Çeşitli Avrupa ülkelerinden ve Türkiye’nin birçok şehrinden dinleyicilerimizin o gün orada olacağını biliyoruz. Şimdi bunun hazırlıkları yapılıyor. Bu konseri Orhan Şallıel’in 60 kişilik İstanbul Symphonic Project adlı orkestrasıyla birlikte vereceğiz. Ayrıca bugüne kadar albümlerimizde bize sesiyle katkıda bulunmuş; Suavi, Nejat Yavaşoğulları, Yasemin Göksu gibi sanatçı dostlarımız da şarkılarla yer alacak. Ruhi Su Dostları korosu, Ruhi Su’nun bir şarkısında yer alacak. Tuncel Kurtiz, geçmişte albümümüzde okuduğu “Geçit Yok (Bağdat)” şiirini okuyacak. Dans grupları bize eşlik edecek. Çeşitli görsellerin ve sahne gösterilerinin de olacağı bu konserin hazırlıklarını tüm hızıyla sürdürüyoruz. İlk dönem albümlerinden son dönem albümlerine kadar sevilen, klasikleşmiş, çeşitli konulara değinen şarkılarımızı orkestrayla birlikte dinleyicilerimize sunacağız. Aşık İhsani’yi, Mahsuni’yi, ozanlarımızı unutmadık. Latin Amerika’daki bir dönem yeni devrimci müzik anlayışını etkileyen “yeni şarkıcıları”; Victor Jara, Inti Illimani, Mercedes Sosaları unutmadık. 40-50 kişilik sanatçı dostlarımızdan oluşan koro da bazı şarkılarımıza eşlik ederek orada yerlerini alacaklar. Stadyumda tribünlerin yanı sıra saha içinden de konser izlenebilecek. O gün orada her yaş grubundan, dilden, inançtan dinleyicilerimizle güzel, unutulmaz bir konser yaşayacağımıza inanıyoruz. Bütün dinleyicilerimize o gün orada buluşmak üzere, diyoruz.
